Hadi emir kipi midir? Kayseri’de Bir Akşamın İçimde Açtığı Eski Defter
Bir şehrin sessizliği ve benim iç gürültüm
Kayseri akşamları soğuk olur derler, ama benim için asıl soğuk olan hava değil, insanların birbirine söyleyemedikleri. 25 yaşındayım ve neredeyse her gün bir şeyleri deftere yazma alışkanlığım var. Bazı insanlar kahve içer, bazıları yürüyüş yapar; ben yazıyorum. İçimde birikenleri kelimelere dökmezsem sanki boğulacak gibi oluyorum.
O akşam da öyleydi. Pencerenin kenarında oturmuş, dışarıda yanan sokak lambalarına bakıyordum. Bir mesaj geldi. Kısa. Tek kelime.
“Hadi.”
Başta sıradan bir şey gibi göründü. Ama o tek kelime, içimde yıllardır dokunulmayan bir yere çarptı. Çünkü bazı kelimeler vardır, sadece anlam taşımaz; geçmişi de taşır. Ve “hadi” onlardan biriydi.
Tam o anda aklımdan saçma bir soru geçti: Hadi emir kipi midir?
Bir kelimenin içime düşmesi
Telefonu elimde tutarken mesajı tekrar okudum. Gönderen eski bir arkadaştı. Uzun zamandır konuşmamıştık. Bir zamanlar her şeyi birlikte konuştuğumuz, geceleri Kayseri’nin o sessiz sokaklarında yürüdüğümüz bir arkadaş.
“Hadi.”
Ne kadar basit bir kelime. Ama ben o kelimenin içinde bir acele, bir baskı, bir çağrı hissettim. Sanki biri beni çekiştiriyordu.
Defterimi açtım. Yazmaya başladım ama elim titriyordu.
“Bu kelime neden bu kadar ağır geliyor?” diye yazdım.
Sonra durdum. Çünkü zihnimde aynı soru dönüyordu:
Hadi emir kipi midir?
Bir kelime sadece dil bilgisi midir, yoksa bir duygunun taşıyıcısı mı?
Geçmişin geri dönmesi
O “hadi”yi gördüğüm anda aklıma lise yılları geldi. Aynı arkadaşla okul çıkışlarında yürürken sürekli bir yerlere yetişmeye çalışırdık. O hep önde giderdi, ben biraz geriden bakardım. O “hadi” derdi, ben peşinden giderdim.
O zamanlar bu kelime bana emir gibi gelmezdi. Daha çok “gel, birlikteyiz” gibi bir şeydi.
Ama şimdi… şimdi farklıydı.
Yıllar geçmişti. Herkes kendi yoluna gitmişti. Ve ben o kelimeyi yeniden duyduğumda sanki geçmiş beni kolumdan tutup çekiyordu.
Defterime şunu yazdım:
“Belki de ‘hadi’, kimin söylediğine göre değişiyor. Belki de emir kipinden çok daha fazlası.”
Ama içimdeki huzursuzluk geçmedi.
Hadi emir kipi midir? Dil bilgisi mi, duygu mu?
Bir noktada kendimi Google’da değil, kendi zihnimde ders anlatır gibi buldum. Türkçe dersleri aklıma geldi. Emir kipleri, istek kipleri, gereklilikler…
“Hadi” kelimesi genelde teşvik, çağrı, yönlendirme gibi kullanılıyordu. Ama ton değiştiğinde her şey değişiyordu.
Bir öğretmenin “hadi başlayalım” demesiyle, bir arkadaşın “hadi artık gel” demesi aynı değildi.
Benim içimde yankılanan ise üçüncü bir tondaydı: ne tam bir emir, ne tam bir davet. Daha çok duygusal bir baskı.
O an fark ettim ki asıl sorum aslında dil bilgisi değildi.
Hadi emir kipi midir? diye sorarken, aslında “ben bu kelimeye neden bu kadar kırıldım?” diye soruyordum.
Mesajın ardındaki sessizlik
Telefonu tekrar elime aldım. Yazmaya başladım ama göndermedim.
“Ne var?” yazdım, sildim.
“Uzun zaman oldu” yazdım, onu da sildim.
Sonunda hiçbir şey yazmadım.
Çünkü bazen kelimeler cevap vermekten çok daha tehlikelidir. Yanlış bir cümle, yılların üstünü kaplayan ince örtüyü bir anda kaldırabilir.
Pencereye döndüm. Kayseri sokakları sakin görünüyordu ama içimde fırtına vardı.
Defterime tekrar yazdım:
“Bir ‘hadi’ bazen insanı yerinden eder.”
İçimdeki iki ses
O gece iki ses arasında kaldım.
Biri diyordu ki: “Abartıyorsun. Bu sadece bir kelime.”
Diğeri ise fısıldıyordu: “Hayır, bu kelime seni geçmişe bağlıyor.”
Hangisinin doğru olduğunu bilmiyordum. Belki ikisi de.
Kendimi hatırladım: 25 yaşındaydım. Ne çocuk sayılırdım ne tam yetişkin. Tam ortada, biraz eksik, biraz fazla.
Ve o “hadi”, sanki beni o belirsizliğin içine daha da itiyordu.
Bir yürüyüş kararı
Dayanamadım. Evde oturmak daha da kötü hissettirecekti.
Montumu giydim. Sokaklara çıktım. Soğuk yüzüme çarptı.
Kulaklarımda kulaklık yoktu. Sadece şehir sesi vardı. Arada geçen arabalar, uzaktan gelen köpek havlamaları, bir de içimde dönüp duran cümle:
“Hadi emir kipi midir?”
Kendi kendime güldüm. Bir kelime yüzünden sokağa çıkmıştım. Ama aslında mesele kelime değildi.
Yürürken eski yerlerimizin yanından geçtim. Bir park, bir köşe market, bir bank… Hepsi aynıydı ama ben aynı değildim.
Karşılaşma ihtimali
O an aklımdan geçti: Ya karşılaşsak?
Gerçekten karşılaşsak ve o bana yine “hadi” dese…
Bu sefer ne hissederdim?
Eskiden koşarak gittiğim şeylere şimdi temkinli bakıyordum. Çünkü büyümek bazen hızını kaybetmekti. Bazen de durup düşünmekti.
Kendi kendime mırıldandım:
“Ben artık her ‘hadi’ye gitmek zorunda değilim.”
Bu cümle garip bir şekilde içimi rahatlattı.
Geçmişle hesaplaşma
Eve döndüğümde defteri yeniden açtım. Bu sefer daha net yazıyordum.
“Hadi bir emir mi? Belki değil. Ama insanın içindeki boşluğa dokunduğunda emir gibi hissediliyor.”
Sonra durdum.
Aslında mesele şuymuş gibi geldi bana:
Bazı kelimeler kendi anlamından daha fazlasını taşır. Onları önemli yapan sözlük değil, bizim yaşadıklarımızdır.
Ben “hadi”yi bir çağrı olarak değil, bir yönlendirme olarak değil… bir baskı olarak hatırlıyordum.
Ve bu yüzden acıtıyordu.
Yarım kalmış bir konuşma
Telefonu tekrar elime aldım. Bu sefer yazdım.
“Uzun zaman oldu. ‘Hadi’ deyince garip hissettim.”
Gönderdim mi? Evet.
Sonra bekledim.
Cevap gelmedi.
Ama o bekleyiş bile bir şeyleri değiştirdi. Çünkü artık kelime benim içimde tek başına durmuyordu.
Bir anlam kazanmıştı. Ya da yükünü paylaşmıştı.
Hadi emir kipi midir? sorusunun bende bıraktığı iz
Gecenin ilerleyen saatlerinde defteri kapatmadan önce son bir cümle yazdım:
“Belki de ‘hadi’ bir emir değil, insanın içindeki hızlanma isteğidir.”
Sonra kalemi bıraktım.
O gece anladım ki bazı soruların cevabı dil bilgisi kitaplarında değil, insanın kendi iç hikâyesinde saklı.
Ve ben o hikâyede hâlâ yürüyordum.
Bu içeriğimizin sonuna geldik. Batidental olarak “Hadi emir kipi midir” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.