İçeriğe geç

Hangi hastalıklar askere gitmez ?

Hangi Hastalıklar Askere Gitmez? Felsefi Bir İnceleme

Bir sabah uyandınız ve toplumsal sorumluluklarınızın bir parçası olarak askerliğinizi yapma zamanınızın geldiğini öğrendiniz. Ancak, vücudunuzda bir hastalık, bir rahatsızlık var. İçsel bir ikilemde kalıyorsunuz: Benim bu sisteme katılmam doğru mu? Bir yandan vatan borcunu yerine getirmek gibi bir etik yükümlülük var; öte yandan, sağlığınızın askere gitmeye elverişli olup olmadığını sorgulayan bir epistemolojik sorun. Bu çelişki, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir boyuta da sahip. Hangi hastalıklar askere gitmez? Bu sorunun ardında, etik sorular, bilgiye dair tartışmalar ve varlık anlayışına dair derin felsefi meseleler yatıyor.

Bu yazıda, askere gitmenin, bireysel sağlık, toplumun sağlığı ve savaşın etik boyutları arasındaki ilişkisini felsefi bir bakış açısıyla ele alacağız. Etik, epistemoloji ve ontoloji perspektiflerinden, bu sorunun ne anlama geldiğini irdeleyecek, farklı filozofların görüşlerini karşılaştırarak, günümüzdeki felsefi tartışmalara da yer vereceğiz.

Etik: Bireysel Haklar ve Toplumsal Sorumluluk

Etik, doğru ve yanlış, iyi ve kötü, adalet ve haksızlık gibi kavramları sorgular. Bir birey, askere gitmeye zorlanırken veya askerliğe uygun olmadığı belirlenen bir hastalıkla karşılaşıyorsa, bu durumu etik açıdan nasıl değerlendirebiliriz?

İlk bakışta, askerliğe uygun olmamak, toplumsal bir sorumluluğu yerine getirmemek anlamına gelebilir. Immanuel Kant, bireysel hakların ve özgürlüklerin önemini vurgular ve insanların rasyonel varlıklar olarak etik yükümlülükleri yerine getirme kapasitesine sahip olduklarını savunur. Ancak Kant, ahlaki yükümlülüklerin, bireylerin zorunlu bir şekilde toplum için fedakarlık yapmalarını gerektirmediğini öne sürer. Burada sorulması gereken temel soru şu olacaktır: Birey, hastalığı nedeniyle askerliğe uygun olmadığı durumda, etik açıdan toplumsal bir yükümlülüğü yerine getirmeye zorlanabilir mi? Hastalık, kişisel bir sınır koyar. Bu sınır, kişinin vücut sağlığını ve dolayısıyla moral değerini etkiler.

Fakat bu durum, sadece bireysel bir etik sorun olmakla kalmaz; toplumsal bir sorumluluk ve devletin bireyi nasıl yönettiği ile de ilgilidir. Eğer bir kişi, bedensel ya da ruhsal sağlık nedeniyle askere alınamıyorsa, bu durum devletin güvenliğini ne ölçüde tehdit eder? John Rawls, adaletin bireylerin eşit haklarla doğmuş olmaları gerektiğini savunur. Öyleyse, bir bireyin sağlık durumu nedeniyle askere gitmemesi, onun adil bir muamele görmesi açısından doğru olabilir. Ama ya askerliğe uygun olmayan bireylerin sayısı arttığında, bu adaletli bir toplum oluşturma çabalarına zarar verir mi?

Epistemoloji: Bilgi ve Sağlık Durumu

Epistemoloji, bilginin doğasını ve sınırlarını araştırır. Bir kişi, askere gitmek için uygun olup olmadığını nasıl bilir? Sağlık durumu, karmaşık bir konu olduğundan, bu bilgiye nasıl ulaşabiliriz?

Tıbbın, bireylerin askere gitmeye uygun olup olmadığını belirlemek için kullandığı yöntemler, bilgi kuramı açısından önemli bir sorudur. Bir hastalığın askerliğe engel olup olmadığına dair kararlar, genellikle uzman görüşlerine dayalıdır. Ancak bu tür kararlar ne kadar doğru ve güvenilirdir? Thomas Kuhn, bilimsel devrimleri ve bilimsel bilgi üretim süreçlerini tartışırken, bilimsel bilginin zaman içinde nasıl değişebileceğini vurgular. Aynı şekilde, sağlık bilgisi de dinamik bir yapıya sahiptir ve bu alanda kullanılan bilgiler de zamanla değişebilir.

Örneğin, geçmişte belirli bir hastalık (örneğin, mental sağlık bozuklukları) askere alımda bir engel olarak görülürken, günümüzde bu tür hastalıkların yönetimi üzerine tıbbi anlayışlar değişmiş olabilir. Burada epistemolojik bir problem ortaya çıkar: Bir hastalığın askerliğe engel olup olmadığına dair bilgi, ne kadar güvenilirdir? Sağlık durumunun ve hastalıkların tanımları, toplumsal anlayışlara ve kültürel normlara göre şekillenir.

Bir diğer epistemolojik sorun ise, bireylerin kendi sağlık durumlarına dair ne kadar doğru bilgiye sahip olduklarıdır. Birey, hastalığının farkında olabilir mi? Bu, sağlık durumu ile ilgili bilginin doğruluğuna dair bir başka önemli sorudur. Foucault, “görme” ve “bilen” arasındaki ilişkiyi sorgular. Kişi, kendi bedenine dair bilgiye nasıl sahip olabilir? Bu bağlamda, tıbbi otorite ile bireysel deneyim arasındaki farkları nasıl anlamalıyız?

Ontoloji: Varlık ve Askerlik

Ontoloji, varlık ve gerçeklik hakkında derinlemesine sorular sorar. Bir hastalık, bir bireyin askere alınıp alınamayacağını nasıl etkiler? Birey, sadece fiziksel bir varlık mıdır? Ya da bir insan, askerliğe gitme hakkına sahip bir varlık mıdır?

Ontolojik açıdan bakıldığında, hastalıklar bir bireyin varlık anlayışını değiştirebilir. Bir birey sağlıklı olduğunda, fiziksel olarak güçlü ve işlevsel bir varlık olarak kabul edilirken, hastalıklar bu varlığın sınırlarını belirler. Ancak ontolojik bir bakış açısına göre, sağlıklı olmak yalnızca fiziksel bir durumu yansıtmaz. Heidegger, varlık anlayışını daha geniş bir bağlamda ele alır ve varlıkla olan ilişkimizi sadece maddi bir varlık olarak değil, varlıkla bütünleşmiş bir deneyim olarak görür. Bu bağlamda, bir hastalık, bir insanın sadece fiziksel değil, ontolojik varlığını da etkileyebilir.

Bir insan, bedensel olarak askere gitmeye uygun olmadığında, sadece fiziksel olarak değil, toplumsal ve etik bağlamda da engellenmiş olur. O halde, hastalıklar sadece bedensel sınırlarla mı ilgilidir, yoksa daha derin ontolojik bir soruyu mu gündeme getirir? İnsan, askerliğe katılmaya uygun bir varlık olarak kabul edildiğinde, sadece toplumun bir parçası mı olur, yoksa toplumsal normlardan bağımsız bir varlık mıdır?

Sonuç: Bedenin Sınırları ve Toplumun Talepleri

Hangi hastalıklar askere gitmez? sorusu, sadece sağlık durumu ile ilgili bir karar meselesi değildir. Bu sorunun altında yatan derin etik, epistemolojik ve ontolojik sorular vardır. İnsan bedeninin sınırları ve bu sınırların toplumsal normlar karşısındaki yeri, felsefi bir inceleme gerektirir.

Bireysel hastalıklar, toplumun askere alma taleplerine karşı bir engel oluşturur, ancak bu engelin ardında yatan temel sorular daha derindir. Bireylerin sağlık durumları, toplumun adalet anlayışı, bilgiye nasıl ulaşılacağı ve varlık anlayışı tüm bu sorunun merkezine yerleşir. Bir hastalığın askerliğe engel olup olmadığını belirlemek, sadece bir tıbbi sorunun ötesine geçer; bu, toplumun değerleri, bilgiye dayalı kararlar ve bireysel varlığın ne olduğu gibi temel soruları gündeme getirir.

Bu yazının sonunda, şunu sormak gerekecek: Bedenimiz, toplumun talepleri ile uyumlu olmalı mı, yoksa bizim kendi varlık anlayışımızı mı yansıtmalı?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet yeni girişilbetgrandoperabet girişbetexper